Ana Sayfa Ekibimiz Hizmetlerimiz Yazılar Basında Biz İletişim
Üye Girişi
E-posta :
Şifre :
Giriş
Kayıt Olmak İstiyorum
Yazılar (Yayınlanma tarihi : 21.08.2008)
Kulaç

    Minik oğlum bugün ellerimin arasından kayıp yüzmeye başladı. Ne kadar da masum bir “kolluksuz yüzme denemesi” olarak başlamıştı oysa her şey. Ben koltuk altlarını başparmağım ile işaret parmağımın arasındaki saltanat kayığı edalı boşlukta sağlama alacaktım önce. Sonra sımsıkı kavrayacaktım diğer üç parmağımla sırtından. O da “anne sakın bırakma” diyecekti. Dilim “Tamam. Ama arada bir bırakayım da sen dene” diyecek yüreğim ise hiç bırakmamacasına daha da sıkı sarmak isteyecekti minik bedenini. Hep böyle başlamaz mıydı? Aynı şekilde devam eder ve son sahnede o benim boynuma sımsıkı asılı iken iskeleye ulaşmak için suyu kulaçlamaya çalışmaz mıydım ben? Bu sefer neydi ters (ya da düz) giden? Hayat bana kendi planını benden çok önce yapmış olduğunu ispatlamaya mı çalışıyordu kendince? Yok canım. Biliyordum ben zaten bu günün geleceğini. Sürpriz falan olmadı işte. Alt alta koyup topladığında verileri bunun çoktan gerçekleşmesi beklenirdi tabi ki. E o zaman neden “Ben hayatın boyunca yaşadığın gelişimi ve değişimi, çevresel faktörleri, hava durumunu, psikolojini ve bir sürü diğer şeyi ölçtüm biçtim, hesapladım, baktım. Bugün senin yüzebileceğin gündür sevgili oğlum” demedim? Neden ben bir şey söyleyemeden ve de bir anda Ata ellerimden kaydı ve uzaklara kulaç attı? “Gör artık. Bu onun hayatı oluyor.” dedi beynim. Endişem bir destek eli vermek için hareketlendi. Hüznüm, onu kollarından tutup sarmalamak istedi. Heyecanım sabırsızlıkla daha fazlasını yapmasını bekledi. Mutluluğum ise ardından ona el sallayıp çığlıklar atmaya yeltendi. Benim tek yapabildiğim ise öylece bakakalmaktı. Onun hayatının ve benim hayatımın ayrışmasındaki bir diğer koca adımı izlemek üzere bakakalmak! Can Dündar dememiş miydi zaten “Kırmızı Bisiklet” inde oğlunun bisikletinin selesi ellerinden kayıp gittiğinde? “Ardından bakakaldım. Bir hayat provasıydı sanki...” diye…

      O duygu seliyle birlikte beynimdeki film makinesi çalıştı sanki. İçiçe geçmiş iki halkanın birbirinden ayrılması gibi geldi bir an olanlar. Bir gün gelip bütünüyle ayrıştığımızda artık o kapısını açmadıkça halkasına girmeyecek, girdiğimde onun istediği noktaya kadar gidecek ve yalnızca onun istediği kadar kalacak, onun doğrularına saygı duyacak bir anne olabilmeyi diledim. Onun kendi halkasının içinde mutluluğunu yaratabilen bir birey olmasını, diğer halkaların tüm değerlerine saygı ve sevgi duyup kendini onlarla da zenginleştirebilmesini hayal ettim. En sonunda hep okuduğum, duyduğum, öğrendiğim, mesleğimde gerekli şart olduğuna inandığım bir şeyi tekrar farkettim. Hayatı tutmaya çalışmak aslında bir yanılgı... O kendi hızında akıp giderken bizim tek yapabileceğimiz kendi hayatımıza sahip çıkmak. Sevdiklerimiz için her zaman var olmak, ama onların kendi biricikliklerine mutlulukla bakmak. Çevremizdekilerin değişiminin ancak kendi değişimimizle ve onlar isteyince geleceğini anlamak. Bizim için mutluluğun anahtarının kendimizden başka bir yerde olmadığına inanmak.

      Ben de bugün oğlum yüzerken sıçrayan bir dolu duygudan mutluluğu seçtim kendime. Pasta ile kutladık akşamına. “İyi ki yüzdüüün Aaataaaa” diye. Hüzün verse de ucundan, hayatımızdaki her yeni kutlanılası olsun istedim. Evet, kendime mutluluğu seçtim.