Zordur yaratıcı çocukların ebeveynleri, öğretmenleri olmak. Sürekli yenilik peşindedir onlar çünkü. Merak ederler. Bu yüzden bir çok sorular sorarlar. Büyüklerin de bazen bu sorulara cevap araması, çalışması, araştırması gerekebilir. Meraklı çocuklar araç-gereçlere, bazen de araştırmalarında yardıma ihtiyaç duyarlar. Böyle zamanlarda, büyükler yatıp dinlenerek, televizyon izleyip, bilgisayarda oyun oynayarak geçirecekleri zamanda çocuklar ile çalışmak zorunda kalırlar. En iyisi çocukları kalıplar içine koymak ve esnek olmalarına izin vermemektir. Böylece hayat hep büyüklerin planladığı ve olmasını istedikleri gibi gider. Sürpriz isteklerle, yeniliklerle karşılaşmazlar. Bu da güvenlidir. Tıpkı, her şeye rağmen, sırf aşina oldukları için seçmeye devam edilen diğer her şey gibi. Sonuçlar öngörülebilir. Her anımızı yaratmak için çaba göstermemize gerek kalmaz. Bu da bizi hiç yormaz! İşte bu rahatlığa ulaşmanız için bir kaç anahtar kural:
Katı kurallarınız olsun: Onlardan asla vazgeçmeyin. Duruma göre en ufak bir esneklik tanımayın. “Dediğim saatte yatılacak.”, “Hamurları karıştırmayacaksın. Yoksa bir daha almam.” , “Sehpayı çekip çadır falan kuramazsın. Evin düzeni bozulmayacak.”.
Yaptıklarını beğenmeyin: “Bu resim ilkokul çocuğu seviyesinde. Halbuki sen 6. sınıfsın.”, “Ne biçim kıyafet seçmişsin. Hiç uymamış renkleri.” ya da “Bu şiir olmamış ki! Olsa olsa laf salatası olur bunlar.” deyin.
Onu sürekli diğerleri ile karşılaştırın: “Bak abin ne kadar başarılı okulunda. Senden bir şey olmaz.”, “Komşunun kızı okul koşusunda derece almış. Sen de yan gelip yatmada birincisin.”
Başkalarının yanında başarısızlıklarını ve kötü huylarını anlatın: “Bu çocuk çok yaramaz, dersleri çok kötü, beni de çok üzüyor.”, “Ben her şeyin en iyisini yapıyorum amcası, ama bu çocuk nankör.”
Onun istek ve becerilerini değil, kendinizinkileri ön planda tutun ve bunları yapması için zorlayın: “Boşver konservatuarı falan. Mühendis olacaksın sen.”, “Ben hep doktor olmak istemiştim. Sen de bu yazarlık hayallerini falan bırak, benim hayalimi gerçekleştirmek için çalış.”
Seçimler yapmasına izin vermeyin. Onun yerine siz yapın: “Bence kırmızı bluzu boşver. Siyah alalım.”, “Bence mantar çorbası değil mercimek çorbası iç.”, “Arkadaşınla lego yapmayın da yap-boz yapın.”
Merakla yapmaya çalıştığı şeylerin size zarar verdiğini söyleyerek onu korkutun ki bir daha asla denemesin!: “Banyoda sularla oynamışsın. Şimdi onu temizlemek bana kaldı. Tansiyonum çıksın da gör.”, “Kart yapacaksin diye her taraf suluboya. Yerleri silerken belim tutulursa artık sen bilirsin.”
Televizyon ve bilgisayara yönlendirin ki başka şeyler düşünmeye fırsatı kalmasın: “Şimdi senle kek yapmakla uğraşamayacağım. Hadi sen biraz TV izle.”, “Bahçeden böcek falan toplayamayız. Sen otur internetten bak böceklere.”
Bol bol müdahale edin: “Sen yapamıyorsun, bırak bana şu işi.”, “O renk olmaz ki dağlar. Değiştir kahverengi yap.”, “Çizemiyorsun işte! Ben yapayım da sen üstünden geç bari.”
Anlattıklarını dinlemeyin. Sözünü yarıda kesip doğrusunu siz tamamlayın: “Gerisi önemli değil. Arkadaşın oyuncağını alıncagelip bana söylemeliydim.”, “Uzatmayalım. Yani diyorsun ki bu sınavdan kötü alacaksın.”
Suçlayın: “Bizim sana yaptıklarımızın karşılığı bu mu yani? Sınavdan 4 almak!”, “Zaten hiç kimseyle geçinemezsin doğru dürüst.”, “Senin yüzünden babanla tartıştık, gördün mü?”
Farklılıklar üretmesine izin vermeyin: “Hayır. Kırmızı Başlıklı Kız masalının sonu öyle bitmez. Uydurma!”, “Denizaltının öyle kuyruğu olmaz ki! Düzelt legoları.”, “Bu problemi çözmenin başka yolu yok. Bunu ezberle!”
Fikrini söylemesine izin vermeyin: “Büyüklere karşı gelinmez. Sus.”, “Sen karışma. Tatile nereye gidileceğine anne babalar karar verir.”
Bütün bunları yapmanıza rağmen istediğiniz sonucu elde edemediniz mi? Özgüveni olmayan, kendini tanımayan, fikrini söyleyemeyen, kendi sınırlarını belirleyemeyen, ancak başkalarının sınırları içinde monoton bir hayat yaşayabilen, içine kapanık, bazen çok öfkelenebilen, nedensiz duygu patlamaları yaşayan, kendini suçlayan ve cezalandıran, ürkek bir birey mi oldu sonunda çocuğunuz? E ama bir dakika; başka şeyler yaratmasına izin vermediğiniz çocuk nasıl kendini, anını, hayatını yaratmayı, kendini sevmeyi ve güvenmeyi öğrenebilirdi ki? O hiç bir zaman ayrı bir birey olarak anlaşılmayı ve koşulsuz kabullenilmeyi, değer verilmeyi deneyimlemedi, öyle değil mi? Siz doğru bildiklerinizi yaptınız, bu çocuk niye mi böyle oldu?
Bir düşünelim bakalım..
|